Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), doğuştan gelişen, genetik altyapıya dayanan, karmaşık nöro – biyolojik tabanlı bir gelişim bozukluğudur. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyerek bireyin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkarak çocukların sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkiliyor. Belirtiler kişiden kişiye farklı yoğunlukta ve biçimde görülür; bu nedenle her bireyde farklı seviyelerde seyreder.
ABD’de bulunan CDC (hastalıkları kontrol ve önleme merkezi)’nin son verilerine göre (2022) 8 yaşındaki her 31 çocuktan 1’ine (%3,2) Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı konulmaktadır. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3-4 kat daha fazla görülmektedir. Ülkemizde bu konuda resmi bir istatistik açıklanmamasına rağmen otizmli birey sayısının 2 milyon, 0-18 yaş aralığı eğitim çağındaki otizmli çocukların sayısı 800 bin olarak tahmin edilmektedir. Otizmli bireylerin ebeveynleri, kardeşleri, yakın akraba ve çevreleri de hesaba katıldığı zaman, ülkemizde otizmden etkilenen çok daha fazla kişi olduğu görülmektedir.
Dünyada son yıllarda şeker, kanser ve AIDS dahil olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi alındığı gözlenmektedir.
Otizmli bireyler konuşmada gecikme, göz teması kurma, jest ve mimikleri anlama, karşılıklı sohbet ve oyunlarda zorluklar yaşayabilirler ve el çırpma, sallanma gibi sınırlı ve tekrarlayıcı hareketler yapabilirler.
Kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte ağırlıklı olarak genetik ve Gebelikte geçirilen sağlık sorunları, çevresel toksinler gibi çevresel faktörlerin otizmin nedenleri arasında olabileceği düşünülmektedir.
